Profil von Hüseyin(=-_AraT Huseyin_-=)FotosBlogListenMehr ![]() | Hilfe |
|
HAC NEDİR ? Hac, İslâm’ın beş esasından birisidir. Hem malî ve hem de bedenî bir ibadettir. Hac, kelime olarak, "yönelmek, kasdetmek, bir kimseyi ya da bir yeri çokça ziyaret etmek" anlamlarına gelir. Dini bir terim olarak hac, "Belirli bir zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat’ta vakfe yapmak, Kâbe’yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek" suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine getirene hacı denir. Hac, hicretin IX. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’an ve Sünnette bildirilmiştir. Bu konuda tüm müslümanlar görüş birliği içerisindedirler. Kur’an-ı Kerîm’de, "Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmeleri insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır."(1) buyurulmuştur. Hz. Peygamber de, “İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.”(2) buyurmaktadır. Hac, bilindiği şekliyle Hz.İbrahim’e kadar uzanan bir ibadettir. Kur’an ve hadisler bize, Hz.İbrahim’in haccından, insanları hacca çağırmasından bahsetmekte, (Hac 22/27-28) Kâbe’nin ve hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir. [1] Al-i İmran Sûresi, ayet: 97
Hac Kimlere Farzdır ? Erkek olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her müslümana, ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce yerine getirmelidir. Üzerine farz olduğu halde bir takım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri yaşlara ertelemek dinen uygun değildir. Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine bedel (vekil) göndermek zorunda kalır. Bir kimsenin hac ibadetiyle yükümlü sayılması için; müslüman, akıllı, erginlik çağına ulaşmış, hür, hac için yeterli malî imkâna sahip ve bu ibadeti yerine getirecek vakte erişmiş olması şarttır. Bu şartlardan birini taşımayan kimseye hac farz olmaz. Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü sayılması için de, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Ayrıca boşanma veya ölüm iddeti beklemekte olan kadının, beklemesi gereken süreyi tamamlamış olması lazımdır. Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile, yaşlılar, tutuklular, yurtdışına çıkışları yasaklanmış olanlar ve iddet beklemekte olan kadınlar, hac kendilerine farz olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler.
Haccın Fazileti Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, müslümanı günahlarından arındırır, onun Allah katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır. Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa yapacakları bu ibadetin fazileti gerçekten büyüktür. “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa – kul hakları hariç - annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner” (3) hadisi şerifi, haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter. Bununla birlikte haccın fazileti konusunda birkaç hadis-i şerif daha zikretmek yararlı olacaktır. Peygamber Efendimiz (S.A.S.) şöyle buyurmuştur: "Makbul haccın karşılığı Cennetten başka bir şey değildir. Umre de diğer bir umre ile arasındaki günahları siler."(4) Amellerin hangisi daha faziletlidir? şeklindeki bir soruya Peygamberimiz: "Allah ve Rasûlüne iman" şeklinde cevap vermiş; sonra hangisi ? diye sorulunca; "Allah yolunda cihad" buyurmuş, sonra hangisi? denince; "Makbul hac" diye cevap vermiştir.(5) Hacceden kimselerin Allah katındaki değeri çok yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah onların içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Peygamber Efendimiz; "Haccedenler ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. Kendisine dua ederlerse, dualarını kabul eder, Bağışlanma dilerlerse onları bağışlar"(6) buyurmaktadır. Konuyla ilgili bir diğer hadis-i şerif de şöyledir: "Hac ve umreyi art arda yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşün pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları yok eder."(7) Bir hadis-i şerifte de hac ve umre normalde gaza yoluyla yapılan cihada katılmayan yaşlılar, küçükler, güçsüzler ve kadınların cihadı olarak nitelendirilmiştir (8) ki, bu da haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu göstermektedir. Yüce Allah’ın kullarını en çok affettiği gün olan Arafe gününde (9) saçı başı dağılmış, toza toprağa belenmiş bir vaziyette el açıp Allah’a yalvaran kullarını Cenab-ı Hak mutlaka affeder. Önemli olan böylesine üstün bir ibadeti, gereği gibi yerine getirerek onun faziletinden yararlanmaktır. [3] Buhari, Hac, 4
Haccın Hikmetleri Allah’ın emrettiği her şeyde şüphesiz insanların dünya ve ahiret hayatı için pek çok hikmetler vardır. Bu şaşmaz gerçeğe göre haccın da pek çok hikmetleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: Her insan yaratılışı gereği Yüce Allah’a karşı kulluğunu ortaya koymak ihtiyacındadır. Hac, kula, en belirgin bir şekilde Yüce Allah karşısında aczini ortaya koyma, kulluğunu ifade etme ve onun verdiği nimetlere şükretme imkanı veren bir ibadettir. Çünkü hacı, mal, mülk, makam ve mevki gibi dünyevi unsurlardan sıyrılarak Allah’a yönelir. Sonsuz güç ve kudret sahibinin karşısında teslimiyetini ve bağlılığını ifade eder. Bu durum kendisine Allah’a kul olma zevkini tattırır. Hac; renk, dil, ırk, ülke, kültür, makam ve mevki farkı gözetmeksizin aynı amaç ve gayeleri taşıyan milyonlarca müslümanı bir araya getirerek eşitlik ve kardeşliğin çok canlı bir tablosunu oluşturur. Bu, lafta kalan kuru bir iddiadan ibaret değildir. Zenginiyle, fakiriyle, güçlüsüyle, güçsüzüyle bütün hacılar aynı kıyafetler içinde, aynı mahrumiyetleri yaşayarak, aynı güçlüklere katlanarak, aynı şartlarda hareket ederek fiili bir eşitlik ve kardeşlik eğitiminden geçerler. Trilyonlara hükmeden bir zenginle geçimini zor karşılayan bir fakire aynı kıyafet içinde Arafat’ta beraberce el açıp dua ettiren ve Kâbe’nin etrafında yan yana tavaf ettiren hac ibadeti, insanlara makam, mevki, mal mülkle böbürlenmemeyi, İslâm kardeşliği içinde tanışıp kaynaşmayı ve mahşeri unutmamayı öğretir. İslâm Dininin doğup yayıldığı, vahyin indiği, Hz. Peygamber ve Ashabının bin bir güçlük ve sıkıntılar içinde mücadeleler verdiği ve Hz. Adem’den beri bazı peygamberlerin uğrak yeri olmuş kutsal toprakları görmek, müminlerin dini duygularını güçlendirir, İslâm’a bağlılıklarını artırır. Dünyanın dört bir tarafından gelen, renkleri, dilleri, ülkeleri ve kültürleri farklı, fakat hedef ve gayeleri aynı binlerce müslümanın birbirleriyle kaynaşması ve görüşmesi sağlanmış olur. Bu durum müslümanların birbiriyle irtibat kurmalarına, birbirlerinin dertlerinden haberdar olmalarına ve hatta ticari bağlantılar kurmalarına imkan sağlar. Hac ibadetiyle müslüman, Yüce Allah’ın kendisine lütfettiği sağlık, yetenek, mal ve mülk gibi dünyevi nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Hac yapan müslümanlar sabır, tahammül, sıkıntılara katlanma, güçlüklere göğüs gerebilme, büyük kalabalıklarla aynı anda hareket ederek aynı şeyleri yapabilme, yardımlaşma, dayanışma ve belli kurallara adapte olabilme... gibi ahlaki özelliklerini geliştirirler. Hac, müslümanlarda ömür boyu silinmeyecek derin hatıralar bırakır. Bu hatıralar; müminin hacdan sonraki yaşamında istikametini kaybetmemesine hizmet eder. Hac, müminin hayatında adeta bir dönüm noktası oluşturur. Arafat gibi mahşerin örneğini oluşturan bir yerde Allah’a el açıp yalvaran ve günahlarından sıyrılan bir müslüman bir daha kolay kolay eski işlediği günahlara dönmek istemez. Bu yönüyle hac, günahkar müslümanlar için bir arındırma ve iyileştirme işlemi görür. Hac sayesinde müslümanlar arasında güzel etkileşimler meydana gelir. Müminler birbirlerinden güzel hasletler alırlar. Fikirlerinde müspet anlamda önemli değişmeler olur. İnsanları birbirinden uzaklaştıran ırkçılık gibi olumsuz düşüncelerin törpülenmesi sağlanır. Kısaca haccın, başka ibadetlerde olmayan kendine özgü pek çok hikmetleri, ahlâkî, sosyal, ekonomik ve psikolojik yararları vardır. Yukarıda yalnızca bunlardan bazıları zikredilebilmiştir.
UMRE NEDİR ? Umre, belirli bir vakte bağlı olmaksızın usulüne göre ihrama girdikten sonra, tavaf ederek Kâbe’yi ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek suretiyle yapılan ibadettir. Hacca "Hacc-ı Ekber" (büyük hac), umreye de "Hacc-ı Asgar" (küçük hac) denir.
Mescid-i Haram "Mescid-i Haram", Mekke’de ortasında Kâbe’nin bulunduğu büyük bir mabettir. Buna "Harem-i Şerif" de denir. Mescid-i Haram, Hz. Peygamber döneminde, Kâbe’nin etrafındaki küçük bir alandan ibaret iken ilk olarak Hz. Ömer tarafından genişletilmiş ve etrafı bir duvarla çevrilmiştir. Daha sonraları Mescid-i Haram günümüze kadar pek çok defa genişletilmiştir. Bugün Mescid-i Haram, yüz binlerce insanın içinde ibadet edebileceği genişlikte bir alana sahiptir. Mescid-i Haram’ın içinde, Kâbe’den başka "Makam-ı İbrahim" ve "Zemzem" kuyusu bulunmaktadır. "Makam-ı İbrahim", yaygın görüşe göre, Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı ya da insanları hacca çağırırken üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir. Burası "Kâbe Kapısı" nın bulunduğu duvarın karşısında Kâbe’ye yakın bir yerde bulunmaktadır. "Zemzem", Allah’ın Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’e ihsan ettiği suyun adıdır. Zemzem suyunun ortaya çıkışı şöyle olmuştur: Hz. İbrahim, Allah’ın emriyle eşi Hacer ve süt emmekte olan oğlu İsmail’i zemzemin bugünkü yerinde bulunan büyük bir ağacın altına yerleştirmişti. O sırada Kâbe yapılmamış ve Mekke şehri kurulmamıştı. Etrafta ne bir insan, ne su, ne de bir hayat belirtisi vardı. Bu şartlar altında yaşamaya devam eden Hacer, nihayet su ve yiyeceği bitince çaresiz kalmış, bir can yoldaşı görebilmek ve birkaç yudum su bulabilmek umuduyla önce "Safa Tepesi" ne, sonra da "Merve Tepesi" ne çıkmış ve bunu yedi defa tekrarlamış.(12) Merve Tepesi’ne son gelişinde oğlunu bıraktığı taraftan bir ses duymuş. Oğlunun yanına geldiğinde orada Cebrâil tarafından zemzem suyunun çıkarılmış olduğunu görmüş. Yeryüzündeki suların en üstünü olan "Zemzem", halen Kâbe’nin 20 m. kadar doğusunda, "Makam-ı İbrahim" e yakın bir yerde bulunan kuyudan çıkmaktadır. Bu kuyu tavaf alanının altındadır. Kuyuya biri bayanlara diğeri erkeklere ait olmak üzere iki ayrı yerden merdivenlerle inilmektedir. Zemzem suyu, içildiği gibi abdest ve gusülde de kullanılabilir. Hz. Peygamber zemzem hakkında şöyle buyurmuştur: "Zemzem hangi niyet için içilirse o niyet içindir."(13) Bu itibarla zemzem içerken dilek ve niyeti belirterek içmek uygundur. Zemzem içerken, "Allah’ım! Senden yararlı ilim, bol rızık ve her türlü dert için şifa istiyorum." diye dua edilir. Mescid-i Haram, yeryüzündeki tüm mescidlerden üstündür. Burada kılınan namaz da diğer mescidlerde kılınan namazlardan fazilet bakımından kat kat üstündür.(14) [12] Hac ve umrede Safa ile Merve arasında sa'y edilmesi, Hz. Hacer'in bu hatırasının anılmasıdır
HACCA HAZIRLIK Farz olarak ömürde bir defa yerine getirilmekte olan hac, günahlardan arınmak için önemli bir fırsattır. Bu fırsattan gereği gibi yararlanmak için hacca ruhen ve bedenen çok iyi hazırlanmak gerekir. Ruhi hazırlıkların başında ihlâslı olmak gelir. Çünkü ihlâs amellerin özüdür. Allah’ın rızası ihlâs ile kazanılır. İhlâssız olarak yapılacak bir hac, her ne kadar kişiyi hac yükümlülüğünden kurtarsa da, kendisinden beklenen yararları sağlayamaz. Hz Peygamber; "Şüphesiz, Allah sadece kendisi için ve sırf kendisinin rızası gözetilerek yapılan amelleri kabul eder."(15) buyurmaktadır. Bu sebeple hacca gitmeye karar veren müslüman, kesinlikle gösterişten, hac ibadeti vasıtasıyla bir takım kimselerin yanında itibar kazanma ya da övülme gibi kaygılardan uzak kalmalıdır. Bütün varlığı ile Allah’ın rızasını kazanmaya yönelmelidir. Hacı adayı, yaşantısındaki İslâm’a aykırı unsurlardan kurtulmaya ve bunlara hayatında asla yer vermemeye içtenlikle azmetmelidir. Çünkü insanı, annesinden doğduğu günkü gibi günahlardan arındıran bir ibadetle haramlardan sıyrılamayan bir müslümanın başka türlü bunlardan kurtulması çok zordur. Bu itibarla hacı adayı, yaşamına çeki düzen vermeli, İslâm’a aykırı unsurlardan arınma gayreti içine girmelidir. Böyle bir gayret içine girene Allah mutlaka yardım edecektir. Hacı adayı, yola çıkmadan önce akraba, komşu, eş ve dostlarını ziyaret etmelidir. Üzerinde hakkı olanlar varsa mutlaka onların haklarını ödemeli, küs olanlarla barışmalıdır. Kısaca kutsal topraklarda düşüncesini olumsuz yönde meşgul ve iç dünyasını rahatsız edecek durumlardan sıyrılmalıdır. Hac yapmaya karar veren müslüman, bir taraftan böyle iç dünyasında hacca hazırlanırken diğer taraftan, bu önemli ibadeti eksiksiz yapabilmek için hacla ilgili gerekli bilgileri öğrenmeye gayret etmelidir. Müftülüklerce düzenlenen hac, sağlık ve yolculukla ilgili her türlü bilgilerin verildiği Hacı Adayları Eğitim Seminerlerine mutlaka katılmalıdır. Hacla ilgili olarak kendisine sunulan kitap, broşür ve benzeri yayınları dikkatle okumalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığınca verilmekte olan malzemelerin yanında, ihram, terlik, havlu ve iç çamaşır, gibi ihtiyaçları da temin etmelidir. Hac süresi boyunca yeme içme ihtiyaçlarını karşılamak üzere yeteri kadar döviz satın almalıdır. İlerde mağdur olmamak için dövizlerin sahte olup olmadığının kontrollerini mutlaka yaptırmalıdır. Bazı hacı adayları gereksiz yere fazla miktarda ve çoğu zaman iklim şartlarına dayanamayacak ve çabuk bozulacak gıda maddeleri götürmektedir. Bu da, gümrük kontrollerinde ve intikallerde sıkıntılara neden olmaktadır. Esasen böyle bir şeye hiç gerek yoktur. Çünkü Mekke ve Medine’de istenilen her türlü gıda ve ihtiyaç maddesi bulunmaktadır. Buradan gıda maddesi satın alıp götürmektense, parasını götürüp orada satın almak daha uygun olur. Zira paranın taşınması daha kolaydır. [15] Nesai, Sünen, Cihad 24; Ahmet b. Hanbel, Müsned, IV/126
-----Bismillahirrahmanirrahim------
Namaz nasıl kılınır?
Birlikte kılınan namazda cemaat düzgün bir sıra halinde imamın arkasına saf olmalıdır. İmamın arkasında ilk sırada duran müezzin kametin ilk kelimelerini söyler. Namazda sadece iki kişi varsa kamet getirecek olan kişi sağ tarafta durur. Kamet ezanın kısaltılmışıdır yani ezanın her satırı sadece bir defa söyleniyor demektir. Örneğin " La ilahe illallah"ın dışında iki defa tekrarlanan cümle sadece bir defa söylenir. Sabah ezanında ilave edilen kelimeler de okunmuyor. İkinci " Hayyalel felah" dan sonra şunlar ilave edilir: "Kat Kama tissalat" Bu da ; "Namaz (Dua) başlıyor" anlamına gelir. Okunacak Kamet şu şekildedir: Allahu Ekber
Kamet getirdikten sonra Niyet duası okunur: "İnni veccehtü vechiyelillezî, feterassemâvâti velarza hanîfevvema ene minel müşrikîn." Asıl niyet kalben niyettir. Bir insan bu kelimeleri söylemeden, sadece kalben niyetle namaz kılsa o namaz da geçerli olur.
Ve kısa bir süre için kulaklarımıza dokunup
Tekbirden sonra Arapça adı Sübhaneke olan duaya başlarız. "Sübhaneke allahümme ve bihamdik ve tebare kesmük ve teala ceddük ve la ilahe gayrük."
Daha sonra Taavvuz ile devam ederiz.
Besmeleden hemen sonra Fatiha suresiyle devam ederiz. "Bismillahirahmanirrahim." buna bağlantı olarak da Fâtiha suresi ile devam ediyoruz. Elhamdülillahi rabbil a'lemîn Her türlü övgü alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur
Sonra Kuran'ın 112. suresi olan İhlâs suresini okuruz.
De ki: Mutlak varlık olan Allah tektir. İhlâs Suresinin yerine isteyen Kuran'dan başka bir surede okuyabilir. 8,RÜKÛ, KIYÂM, SECDE, SÜCÛD, SECDE SANİYE Bizler " Allahu-ekber " diyerek rükûya (öne eğilme hareketi) varırız, yani ellerimizi eğilirken iki dizlerimize yaslayarak eğiliriz. Aşağıda bahsi geçen metinle de, tek sayıda olmak üzere en az üç defa olmak üzere okumaya başlarız. "Sübhâne rabbiyel'aziym." Bu duamızı ettikten sonra tekrar doğrulur ve ellerimizi iki yanımıza bırakırız. Bu duruşa Kıyyam-ı saniye denir. Ve şu metni okuruz: "Semi'allâhü limen hamideh "Bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah, kendine hamd edeni işitir ve kabul eder. Tekrar " Allah-u ekber " dedikten sonra secdeye (yere kapanma) varırız. Bu duruş esnasında alnımız, burnumuz ve her iki elimizin avuçları, dizlerimizle ayak parmaklarımız da yere dokunur. Dirseklerin yere değmemesi dikkat edilecek bir husustur ve pek makbul değildir. Kişi eğer yorgun ise dirseklerini dizlerinin üstüne dayayabilir. Aşağıdaki metni tek sayı olmak koşuluyla istediğimiz kadar fakat 3 defadan az olmamak kaydıyla okuyabiliriz. "Sübhâne Rabbiyel-alâ" Tekrar "Allah-u ekber" dedikten sonra oturma pozisyonu alırız buna Kuudbeinas secdesi (iki secde arasındaki duruş anlamına gelir) deriz. Bu esnada sol ayağımızın üzerine otururuz sağ ayağımızın parmakları da yerde Mekkeyi gösterir doğrultuda ileri doğru durur. Ellerimizi her iki dizimizin üzerine koyar ve bir süre bu şekilde kalıp şu duayı okuruz. "Allahümmagfirlî verhamnî ve âfinî vahdinî verzuknî vecburnî verfa'nî" Tekrar "Allah-u ekber" deriz ve ikinci defa secde pozisyonuna varırız (secde-i saniye, İkinci secde anlamına gelir) Bu secde esnasında tekrar ilk secdedeki dualar tekrarlanır. Secde-i Saniye ile ilk rekat kılınmış olur. Tekrar kıyâm için ayağa kalkar yalnız bu defa "Allah-u ekber" dediğimizde ellerimizi kulaklarımızın arkasına değdirmeyiz, her iki elimizi direkt göğsümüzün üzerinde bağlarız. Bu rekat olsun ve diğer gelecek rekatlar olsun hep Fâtiha suresi, kamet, niyet, sena ve taavuz ile dua başlangıçları yapılır. Fâtiha suresini okuduktan sonra Yüce Kuran'dan sevilen bir parçayı okur ve ikinci rekâtı bitiririz. Aynen birinci rekatta tarif edildiği gibi.
9,TEŞEHÜD "Ettehiyyâtü-lillâhi ves-selevâtü vet-tayyibâtü esselâmü aleyke eyyühen. Manâsı : Bütün dualar, senalar Allah'a mahsustur. Allah için yapılır. Ey mertebesi yüce olan peygamberim Allah'ın rahmeti ve bereketleri ile selâm ve selâmetlik sana olsun! Selâm ve selâmetlik bize ve Allah'ın iyi kullarının üzerine olsun. Ben şehâdet ederim ki Allah'tan başka hiçbir mâbud yoktur, yine şehâdet ederim ki, Muhammed (a.s.) Allah'ın kulu ve resûlü peygamberidir. " Eşhedü en la ilâhe illallah " derken sağ elimizin şehadet parmağını kaldırarak şehadet getiririz.
10,MASSURAH Allahümme salli alâ Muhammediv ve alâ âl-i Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrahime ve alâ âl-i ibrahim. İnneke Hamidüm Mecîd. Açıklaması:
11,MASSURAH'TAN SONRA OKUNMASI GEREKEN DUALAR Masurrah'tan sonra edilen dualar Peygamberimizin sünnetlerinden sayılırlar. Özellikle şu üç duaya çok önem vermiştir. İki tanesi yüce Kuran'dan alıntıdır üçüncüsü ise meşhur hadislerinden alıntıdır. İlk dua Yüce Kuran'dan alınmış olan Bakara Suresi 202. Ayettir. Okunuşu : Bu duayı müteakiben İbrahim suresinden 41 ve 42ci ayetler okunur. Okunuşu : Daha sonra şu duayı söyleyebiliriz.: Okunuşu : Tabii ki bunların haricinde Allah'a başka dualar da istinad edilebilir.
12,TESLİM VE NAMAZIN SONU Esselâmün aleyküm ve rahmetullâh Burada başımızı yukarıdaki sözleri tekrar ederek önce sağa sonra sola çeviriyoruz. Böylece iki rekattan ibaret namazımız sona ermiş oluyor. Şayet namazımız üç veya dört rekattan ibaretse ikinci secdeden sonra Teheşşüd okunup bitirilene kadar oturuyoruz. Tekrar kıyam için ayağa kalkıyor, kollarımızı göğüsümüze bağlıyor ve üçüncü rekata Fâtiha suresini söyleyerek başlıyoruz. Burada unutmamamız gereken bir hususda şayet sünneti kılıyorsak Fâtiha suresinin ardından kurandan bir sure okuyor sonra rukûya varıyoruz. Vitir namazında Fâtiha Suresinden sonra yine Kuran-ı Kerimden bir dua okunur. Bu durum namazın 3 veya 4 rekat oluşuna bağlıdır. Şayet namaz 3 rekattan ibaret ise üçüncü rekatın sonunda, ikinci secdeden sonra oturuş pozisyonuna geçiyor teheşşüd ve diğer dualarımızı söylüyor ve duayı yine Essalamünaleyküm ve rahmetullah diyerek sona erdiriryoruz. Namaz 4 rekattan ibaret ise ikinci secdeden sonra ayağa kalkıyor ve Fâtiha suresi ile başlıyor ve ikinci ve üçüncü rekatı bitirdiğimiz gibi namazı sona erdiriyoruz. Allahü teala kabul etsin
Vitir Namazı 3 rekattan ibarettir. Farkı ise rukudan sonra üçüncü rekatta Kunut duaları ilave edilerek okunur. Okunuşu: Allahümme iyyâke na'büdü ve leke nusallî ve nescüdü ve ileyke nes'a ve nahfidü narcû rahmeteke ve nahşâ 'azâbeke inne 'azâbeke bil küffâri mülhig." Anlamı: Allahım! Ancak sana ibadet eder, sadece senin için namaz kılar ve secde ederiz. Ancak sana (kulluk) için çalışırız ve koşarız. Rahmetini umar ve azabından da korkarız. Zira senin azabın kafirlere ulaşıcıdır."
BAĞIŞLANMA İÇİN DUA VE TESBİH DUALARI Her farz namazından sonra kısa bir süre için oturur ve en azından 30 defa bağışlanma için şu duayı yaparız. Okunuşu : Açıklaması : Yüce rabbimizi takdir etmek için 33 defa " Süphanallah" ve " Elhamdülillah " ve aynı zamanda 34 defa " Allahuekber " deriz. Bundan sonra 10 defa tahlil, yani islamiyete biat etmenin ilk bölümü olan "La ilahe il'lallah" sözcüklerini "Allah'tan başka İlah yoktur" kelimesini okuruz.
|
|
|||||||||
|
|